TARIMDA KULLANILAN TOPRAK DÜZENLEYİCİ VE BİTKİ BESLEYİCİ MADDELERİ TANIYALIM

ORGANİK TOPRAK DÜZENLEYİCİLER

TURBA:                                                                                                                                  Milyonlarca yıl önce sazlık, yosun ve canlı mikro organizmaların tatlı su göllerinde çökelmesi sonucu yataklanan kömürleşmemiş bir madendir. Organik madde miktarı yüksek, PH değeri 6-7, ortalama %60-65 nem ve % 10-30 hümik asit içermektedir. Çiçekçilik fidecilik, içmekan ve peyzaj süs bitkilerinde kullanımı yaygındır. Kurutma işlemiyle nem içeriği %15-20 oranlarına düşürülerek ve 0-3 mm boyutlarında öğütülmüş olarak kullanılması tavsiye edilir.

HUMAT:                                                                                                                               Milyonlarca yıl önce tropik ve yarı-tropik bitkilerin, karasal canlı organizmaların tatlı su göllerinde çökelmeleri ve killi formasyonlarla birlikte yataklanması sonucu oluşmuştur.Hümifikasyon şiddetine bağlı olarak % 30-50 hümik asit içerir. PH değeri 5-7 arasındadır. Makro ve mikro besin elementlerince zengindir. %30-50 nem içerir. Kurutularak nem içeriği %15-20 seviyelerine düşürülerek ve 0-3 mm boyutlarında öğütülmüş olarak kullanılması önerilir.

LEONARDİT:                                                                                                                                                                                     Milyonlarca yıl önce tropik ve yarı-tropik bitkilerin, karasal canlı organizmaların tatlı su göllerinde çökelmesi, basınç ve sıcaklık altında jeolojik aktiviteler sonucu yataklanması sonucu oluşmuştur. Metamorfizma ve hümifikasyon şiddetine bağlı olarak hümik asit içeriği % 50-80 arasında değişir. % 25-40 nem içerir. PH değeri 3-5 arasındadır. Kurutularak nemi %15-20 seviyelerine düşürülür. 0-3 mm boyutlarında öğütülmüş olarak kullanımı önerilir. Bitki beslenmesi için gerekli makro ve mikro besin elementlerince zengindir. Konvensiyonel tarımda ve organik tarımda kullanımı sonucu hem toprak iyileştirici ve kök geliştirici hem de bitki besin elementleri takviyesi yönünden oldukça yararlı sonuçlar alınmıştır. % 1’lik KOH solüsyonunda ekstraksiyon prosesiyle sıvı formda konsantre hümik asit, sıvı ekstraktın (özütün) tambur kurutma veya sprey kurutma sistemleriyle kristalleştirilmesiyle granül formda kuru hümik asit (%85-95 içerikte) elde edilmektedir. Leonarditin doğrudan toprağa karıştırılarak organik toprak kondisyonlayıcı olarak kullanılması, hem sıvı hem de granül formda konsantre hümik asit türevlerinin sprey ve damla sulama sistemleriyle kullanılmasının bir çok ülkede her geçen gün yaygınlaşması bu sektörde haklı olarak “ TARIMIN KARA ALTINI “ ünvanını almayı hak etmiştir.

Leonardit'in Topraktaki Yararları :

1. Toprağın yapısı ve dokusunu fiziksel olarak iyileştirir.Toprağa yumuşak ve kolay işlenebilir özellik kazandırır.
2. İçerdiği yüksek oranda hümik asitlerin etkisiyle killi toprakları parçalayarak yumuşak ve geçirgen bir yapı oluşturur. Kumlu topraklarda ise kolloidal özelliğinin yapıştırıcı etkisiyle kum taneciklerini birbirine bağlayarak su tutma kapasitesini yükseltir.
3. Toprağın solunum ve su tutma kabiliyetini artırır. Toprağın nemli kalmasını sağlayarak bitkinin kuraklığa karşı direncini artırır. Bitkinin sıcaklık ve kuraklıktan dolayı strese girmesinin önler.
4. Bünyesindeki doğal karbon ( %30-36 ) toprakta faydalı mikroorganizmaların çoğalmasına ve faaliyet yürütmesine ortam hazırlar. Organik karbonun oksidasyonu sonucu ortaya çıkan enerji bitkinin kök bölgesindeki toprağı ılık tutar. Bitkinin soğuğa ve dona karşı direncini artırır. Bitkinin soğuktan dolayı strese girmesini önler.
5. Optimum bitki gelişimi için topraktaki gerekli doğal dengeyi düzenler. Kök bölgesinde ideal PH dengesini (5,5-7), ideal organik madde miktarını ( % 4-6 ) ve mikrobiyolojik aktiviteyi düzenler.
6. Bitkilerde iklim koşulları ve çevresel etkilerden dolayı (aşırı sıcaklık, kuraklık, soğuk, don rüzgar, toz, gürültü vb.) oluşan stresleri önler.
7. Tuzlu ve kireçli toprakların yüksek PH değerini düşürerek ortamın toprak PH sını düzenler. Tuzu ve kireci tamponlayarak kök bölgesinden öteler.
8. Topraktaki kimyasal gübre ve pestisit kalıntılarının yarattığı toksik kirliliği ve yüksek alkaliteyi regüle eder. Süre içerisinde toprağı sağlıklı, güçlü ve mikroorganizma faaliyetleri için uygun bir ortam haline getirir.
9. Toprakta organik madde miktarını artırır. Makro ve mikro besin elementleri takviyesi yapar.
10. Bünyesindeki zengin hümik asitlerin iyon değiştirme ve doğal şelat yapma (organik-metal kompleksi oluşturma) özelliği toprakta oksit, sülfat, karbonat, klorit ve silikatlı bileşikler halinde bulunan minerallerin kompozisyonunu bozarak serbestleştirir. Serbest kalan metal iyonlarını organik forma dönüştürerek kökler tarafından kolay, yeterli ve düzenli özümsenmesini sağlar. Besin elementleri ve pigment maddelerinin bitkiler tarafından yeterli miktarlarda alınması bitkilerin daha sağlıklı, güçlü ve dış etkilere dayanıklı olmasını, meyvelerin daha iri ve eşit büyüklükte, daha gösterişli, canlı renkte ve olgun olmasını sağlar.
11. Organik maddece zenginliği ve aerobik özelliği ( metabolizma için gerekli serbest oksijen içermesi ) gereği serbest iyonlar halindeki karbon, hidrojen, azot ve kükürt toprakta biyolojik yaşamı düzenleyen faydalı mikro organizmaların gelişmesini ve bitkilerin hücre metabolizmasını düzenler. Mikroorganizmaların topraktaki biyolojik aktiviteleri sonucu oluşan bazı tür mantarlar doğal antibiyotiklerin üremesini ve toprağa salınmasını sağlar. Doğal antibiyotik salınan topraklarda bitkiler enfeksiyon hastalıklarına karşı daha dirençli olur. Bitkilerde doğal koruma sağlanır. İlaç tüketimi azalır.
12. İçerdiği zengin hümik asitler, topraktaki CaCO3 bileşiklerinden CO2 i parçalayarak serbestleştirir.CO2 bitki gelişiminde gerekli ve etkili olmasının yanı sıra topraktaki besin elementlerinin salıverilmesinde etki yapan karbonik asit (H2CO3) oluştururlar.


İNORGANİK TOPRAK DÜZENLEYİCİLER

KLİNOPTİLOLİT                                                                                                                            Volkanik küllerin tatlı su göllerinde birikerek yataklanması ve basınç, sıcaklık, zaman gibi koşullar altında jeolojik olayların etkileriyle başkalaşması sonucu oluşur. Peteksi yapısı nedeniyle gözeneklerinde hava veya su tutarlar. Bu özelliği toprağı havadar ve geçirgen kılar. Suyu absorbe etme özelliği de toprak drenajına yardımcı olur.

GLAKONİT                                                                                                                                       Denizel ortamda çökelip başkalaşım geçirmiş demir-potasyum silikat mineralidir.% 8-12 K2O içeriği toprağa hem potasyum takviyesi hem de demir takviyesi sağlamaktadır. Potasyuma yatkın meyvelerde verim ve ürün kalitesini etkiler. Bitkilerin hastalıklara karşı dirençlerini artırır. Toprağın havalanmasına ve suyun süzülmesine yardımcı olur.

LANGBENİT                                                                                                                            Kurak iklim koşullarında buharlaşmayla çökelmiş denizel evaporatik yataklanma ürünü olan bir Potasyum-Magnezyum sulfat mineralidir.%22 K20, %12 Mg20 ve %23 S içerir. Toprakda besin elementleri takviyesi yapar. Toprakda yavaş çözünür. Bitki tarafından potasyum ve magnezyumun dengeli alınmasını sağlar. Muz ve üzümde oldukça etkili ve yararlı olduğu Amerika’da ki uygulamalarda gözlenmiştir. Tarım sektörü piyasasında Sul-Po-Mag adı altında pazarlanmaktadır.

POMZA                                                                                                                                          Volkanik küllerin tatlı su göllerinde ve denizel ortamda yataklanmasıyla oluşmuştur. Toprağı nemli, geçirgen ve havadar tutar. Elektriksel olarak yüklü iyonların fazlalığı nedeniyle toprağa enerji verir. Toprağa besin elementleri takviyesi yapar.

DİATOMİT                                                                                                                                           Tek hücreli canlıların ve mikroorganizmaların tatlı su göllerinde çökelmesi ve yataklanması sonucu oluşmuştur. Su absorblama kapasitesi yüksektir. Toprağı nemli, havadar ve geçirgen tutar. Toprağa besin elementleri takviyesi yapar.

VERMİKÜLİT                                                                                                                                  Su absorlama kapasitesi yüksektir. Toprağı nemli ve geçirgen tutar.Besin elementleri takviyesi yapar. Turba, humat, leonardit ve pomza ile belirli oranlarda karıştırılarak fidecilikte yaygın olarak kullanılmaktadır.

JİPS                                                                                                                                                            Çok kurak bölgelerde buharlaşma sonucu oluşan kimyasal çökellerin yataklanması ile oluşmuştur. Kimyasal kompozisyonu CaSO4*2H2O olup minimum %20 Ca ve %16 S elementleri içermelidir.Killi ve sıkı geçirimsiz toprakları gevşetir. Toprağın işlenebilirliğini artırır. Toprakta hava ve su penetrasyonunu iyileştirir. Toprakta sodyum seviyesini düşürerek tuzun zararlı etkilerini önler. Toprak tuzluluğunu düşürür. Toprağa kalsiyum ve kükürt takviyesi yapar. Kullanılan gübrelerin topraktaki etkilerini artırır.

PERLİT                                                                                                                                    Volkanik camsı bir kayaçtır.Isıl işlem sonucu genleştirilmiş perlit uygulaması tarımda yaygınlaşmaktadır. Fidecilik, çiçekcilik ve seracılıkta kullanılmaktadır. Toprağı nemli tutar, toprak geçirgenliğini ve toprağın işlenebilirlik özelliğini artırır.

DOLOMİT
Dolomit, kireçtaşında (CaCO3) Ca ile beraber Mg'un yerelması ile oluşan bir mineraldir. Toprağın pH değerini yükseltmekte kullanılan önemli bir maddedir.


Toprak düzenleme işlemleri için aşağıdaki elementler kullanılır ;
1.Toprak PH değerini artırmak için kireç, kireçtaşı, dolomit
2.Toprak PH değerini düşürmek için turba, humat, leonardit, jips ve kükürt
3.Toprakta süzülmeyi artırmak için jips ve perlit
4.Toprakta organik madde miktarını artırmak için turba, humat ve leonardit
5.Toprak işlenebilirliğini iyileştirmek için kireç, jips, turba, humat, leonardit, vermikülit perlit, pomza ve diatomit
6.Toprağı nemli tutmak için turba, humat, leonardit, perlit, vermikülit, diatomit ve zeolit


Toprağa besin elementleri takviyesi yapma ve iyileştirme işlemleri için aşağıdaki elementler kullanılır ;
1.Demir ve potas takviyesi için glakonit (yeşil kum)
2.Kalsiyum, demir ve fosfat takviyesi için kolloidal fosfat kayası ve apatit
3.Çinko, demir, manganez ve fosfat takviyesi için fosfofillit
4.Potas ve kükürt takviyesi için alunit
5.Potas takviyesi için silvinit
6.Potas, magnezyum ve kükürt takviyesi için karnalit ve langbeinit
7.Magnezyum takviyesi için atapuljit
8.Kalsiyum takviyesi için kalsit, mermer, kireçtaşı
9.Kalsiyum ve kükürt takviyesi için jips
10.Potas ve silikat takviyesi için klinoptilolit,granit ve pomza kullanılmaktadır.


BİTKİ BESİN ELEMENTLERİ


AZOT                                                                                                                             
Tabiatta azotun kaynağı organik maddeler ve havanın serbest azotudur. Havanın serbest azotu ve organik maddelerin bünyesindeki azot bazı kimyasal olaylar (amonifikasyon, nitrifikasyon vs.) sonucunda bitkilerin faydalanabileceği amonyum ve nitrat formuna dönüşür. Azot bitkilerin temel yapı taşlarındandır. Amino asitler, proteinler, nükleik asitler gibi organik bileşiklerin vazgeçilmez bileşenlerinden biridir. Azot bitkilerde vegetatif aksamın gelişmesini sağlar.

Azot Noksanlığı: Azot yetersizliğinde bitkiler genellikle koyu yeşil görünümlerinin aksine soluk açık yeşil bir görünüm kazanırlar. Ciddi noksanlık durumlarına yapraklarda kloroz görülür. Bu durum yaşlı yapraklardan başlar. Azot eksikliği özellikle bitkinin vegetatif gelişimini olumsuz etkiler. Yaprak ve gövde sistemi zayıf olur. Vegetatif gelişme periyodu kısalır. Bitkiler erken olgunlaşır, erken çiçek açar ve erken yaşlanır. Elmalarda yapraklar küçük dar ve açık yeşil renkli olur. Yapraklar sarımsı portakal renkli veya kırmızımsı mor renkli olabilir ve erken dökülürler. Yaprak sapları dar açı oluşturacak şekilde, ince ve kısadır. Şiddetli noksanlıkta yaprak sapları ölür. Meyveler olgunlaşmadan renklenirler. Armut, kiraz ve erikte noksanlık belirtileri elmaya benzer. Kirazda meyveler koyu renkli olurlar. Kayısıda yapraklar kısa ve sarımsı yeşil renkli olur. Dallar ince gelişirler. Genellikle çiçek bol olmakla beraber, meyve sayısı az ve meyveler küçük olur.

Azot Fazlalığı: Bitkilerde fazla azot vegetatif gelişme periyodunu uzatır. Çiçeklenmeyi geciktirir. Vegetatif aksam yani dal sürgün ve yaprak miktarı fazla, iri, geniş ve uzun olur. Buna karşılık generatif gelişme zayıf kalır. Meyvelerde geç olgunlaşma meydana gelir.


FOSFOR
Bitki ve topraktaki fosforun tamamına yakını beş değerlikli oksidasyon derecesinde bulunur (P2O5). Toprakların fosfor düzeyi % 0,02 ile %0,15 arasında değişir. Ancak bunun çok az bir kısmı bitkiler tarafından alınabilir formdadır. Özellikle topraktaki kil tipi ve miktarına bağlı olarak fosforun önemli bir kısmı toprak tarafından tutulur. Fosfor bitkide son derece hareketli bir besin elementidir. Aşağı ve yukarı doğru taşınabilir. Fosfor bitkide; enerji depolanması ve taşınması, genlerin ve kromozomların yapı taşı olması ve besinlerin taşınması gibi fizyolojik işlevlere sahiptir. Fosfor ayrıca çiçeklenmeyi ve meyve tutumunu artırır, saçak kök oluşumunu sağlar, tohumların çimlenmesinde etkilidir, olgunlaşmayı hızlandırır.

Fosfor Noksanlığı: Bitkilerin normal P içeriği %0,15 ile %0,5 arasındadır. Eksiklik durumunda bu oran % 0,1’in altına düşmektedir. P eksikliğinde bitki türüne ve eksiklik oranına bağlı olarak farklı belirtiler görülse de genel olarak; özellikle yaşlı yapraklarda sararma, kalın ve dik yaprak görünümü, bodur büyüme, mavimsi yeşil veya mor renk oluşumu tipiktir. Fosfor eksikliği elma armut gibi ağaçlarda hububat ve otsu bitkilerde olduğu gibi çok yaygın değildir. Belirtiler daha çok genç ağaçlarda meydana gelir. Sürgünler ve çiçeklenme azalır, tomurcuk patlaması gecikir. Meyve tutumu zayıftır ve olgunlaşma erkendir. Öte yandan çoğu kez meyvelerde şekil bozukluğu, koyu kırmızı renk ve çatlaklık görülür. Daha çok yaprakların ortasında veya ana damarlar arasında olmak üzere koyu yeşilden mora kadar değişen renklenme görülür. Yapraklar normalden daha küçüktür ve yaprak sapı ile dal arasında dar açı vardır. Sonunda yapraklar açık yeşile veya sarıya dönerler
ve erken koparlar.

Fosfor Fazlalığı: Fe, Zn ve Cu’ın alımını engellediğinden dolaylı olarak bitkiye zarar verir.

POTASYUM                                                                                                              Toprakta potasyum N ve P’a göre daha fazla bulunur. Toprağın potasyum kapsamı % 2,4 dolayımdadır. Potasyum bitkiler tarafından son derece hızlı ve etkin alınırlar ve çift yönlü taşınabilir. Ancak temel taşınma genç dokulara doğrudur. Potasyum alımının hızlı ve etken olması diğer katyonların alımını sınırlandırabilir. Bitki floem özsuyunun % 80’i potasyumdan oluşur. Potasyum bitkilerde su dengesini sağlar, fotosentez ürünlerinin üretimini ve taşınmasını sağlar, ve bazı enzim sistemlerini etkinleştirir yada aktive eder. Özellikle meyveler açısından potasyum çok önemlidir. Şeker oranı yüksek, tam renklenmiş albenisi fazla, kaliteli meyveler elde edilmesi yeterli potasyum verilmesine bağlıdır.

Potasyum Noksanlığı: Potasyum noksanlığı kumlu hafif tekstürlü topraklarda yetiştirilen bitkilerde daha çok görülür. Potasyum noksanlığı belirtileri hemen görülmez. Önce önemli oranda gerileme görülür. Daha sonra kloroz ve nekrozlara rastlanır. Belirtiler önce yaşlı yapraklarda görülür. Zira eksiklik halinde yaşlı yapraklardaki potasyum genç yapraklara taşınır. Belirtiler yaprak kenarlarında ve uçlarında başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha sonra koyu kahverengine döner. Şiddetli noksanlık halinde siyahlaşabilir. Yaprağın kenar ve uçları belirtilen şekilde ölmesine karşılık diğer kısımları uzun süre yeşil kalabilir.

Potasyum Fazlalığı: Potasyum fazlalığı Mg ve Ca noksanlığına sebep olabilir.


KALSİYUM
Topraklarda genellikle ihtiyacı karşılayacak düzeyde kalsiyum bulunur. Özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yıkanma olmadığından Ca oranı oldukça fazladır. Hatta bazı yerlerde diğer bazı mikro elementlerin alımını engelleyecek kadar fazla olabilmektedir. Bu sebeple ülkemizde topraktan Ca ilavesine pek ihtiyaç duyulmaz. Ancak yağışlı bölgelerde yıkanmanın çok fazla olduğu yerlerde topraktan Ca gübrelemesi gerekebilir. Kalsiyumun bitkilerce alım hızı çok düşüktür ve topraktan Ca++ iyonu şeklinde alınırlar. Taşınması ise büyük ölçüde transprasyona bağlıdır. Yani xylem dokusunda Ca taşınması kitlesel akış ile olmaz. Bu kalsiyumun bitkide son derece hareketsiz olduğu sonucunu ortaya koyar. Floem dokularında Ca içeriği çok düşüktür. Bu durum besinlerinin önemli bir kısmını floem dokuları aracılığı ile sağlayan meyvelerde sık sık Ca eksikliği görülmesine neden olur.

Kalsiyum Noksanlığı: Kalsiyum noksanlığı meyvelerde, özellikle elmalarda çok önemlidir. Elmalarda görülen acı benek Ca noksanlığının bir sonucudur. Acı benek elmalarda derime yakın veya derimden sonra depolama sırasında meydana gelen ve karşıdan bakıldığında kabuğun üzerinde şekil bozukluğu oluşturan kahverengi-siyah beneklerle kendini belli eden bir fizyolojik bozukluktur.


MAGNEZYUM
Toprakların Mg içerikleri kumlu topraklarda %0,05 civarındayken killi topraklarda bu oran %0,5 ‘e kadar çıkabilmektedir. Magnezyum kalsiyum gibi kolay yıkanabilen bir elementtir. Magnezyumun topraktan alımında rekabet koşulları etkilidir. Azot ve potasyum arasında besin alımı arasında rekabet vardır. Mg transprasyon akımı ile yukarı taşınır ve floem de hareketli bir besin elementidir. Bitkilerde Magnezyum, klorofil sentezinde yapı elementidir, fosforilasyon sürecinde görevlidir, çeşitli enzim sistemlerinde aktivatör görevi görür ve karbon ve protein metabolizmasında görevlidir.

Magnezyum Noksanlığı: Bitkilerde Mg seviyesi % 0,2’ nin altına düşerse eksiklik durumu oluşur. Magnezyum noksanlığı protein sentezini engellemektedir. Eksiklik daha çok yıkanma tehlikesinin olduğu topraklarda görülür. Ayrıca fazla miktarda potasyumlu gübre verilmesi de Mg noksanlığına yol açabilir. Elma ağaçlarının özellikle uzun sürgünlerin yaşlı yapraklarında, damarlar arasında gayrı muntazam şekilli açık yeşil, sarımsı, bazen grimsi yeşil renkli lekeler oluşur. Damar arası lekeler bazı durumlarda yaprak kenarlarına kadar genişler. Lekeler hızla kırmızımsı kahverengi nekrozlara dönüşürler. Yapraklar daha sonra solar, kıvrılır, kurur ve erken dökülür. Meyveler tatsız ve kokusuz olurlar.

Magnezyum Fazlalığı: Mg fazlalığı nadiren görülür ve potasyum alımını engeller. Ayrıca ağaçların kök gelişmesini olumsuz etkiler.


KÜKÜRT
Kükürt organik maddelerin yapısında bulunan bir elementtir. Bu yüzden toprakta organik ve inorganik formda bulunabilir. Ancak topraklardaki kükürt miktarının önemli bir kısmını organik kükürt oluşturmaktadır. Bitkiler kükürdü kökleri vasıtasıyla sülfat iyonu (SO4-2) şeklinde alırlar. Öte yandan stomaları aracılığı ile de kükürt dioksit olarak alabilirler. Kükürt bitkilerde daha çok yukarı doğru taşınır. Aşağı taşınma çok sınırlıdır. Yaşlı dokulardaki kükürt genç dokulara taşınmaz. Bitkide proteinlerin bileşiminde bulunur. Klorofil oluşumu için gereklidir. Bazı vitaminlerin bünyesinde bulunur. Bitkilerde soğuğa dayanımı artırır.

Kükürt Noksanlığı: Bitkilerde kükürt eksikliğinde azot eksikliğine çok benzeyen belirtiler görülür. Yani homojen bir sararma vardır. Ancak aradaki fark, sararmanın önce genç yapraklarda olmasıdır. Azotta ise sararma yaşlı yapraklarda olur. Bunun sebebi kükürdün yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınamamasıdır.


DEMİR
Yer kabuğunun % 5’ ini demir oluşturur. Topraklar genellikle demir açısından zengin olmasına karşılık ortamda Ca’un fazla olması ve havalanması uygun olmayan toprak şartlarında bitkiler demirden faydalanamazlar. Bitkiler demiri daha ziyade Fe2+ formunda alırlar. Bazen de Fe3+ formunda alabilirler. Ayrıca demir kleytleri olarak ta alınabilmektedir. Demir hangi formda alınırsa alınsın bitki bünyesinde Fe2+ formuna dönüşmeden kullanılamaz. Yüksek kalsiyum olduğunda yani toprak pH’sı yüksek iken demir bileşikleri Fe2+ ve Fe3+ formlarına indirgenemez. Öte yandan bikarbonat iyonları da demirin hareketliliğini azaltarak, alımını azaltabilirler. Topraktaki kirecin çözünmesinde CO2’in önemli etkisi vardır. Havasız koşullar da CO2 oluşumuna sebep olmakta ve bu durum dolaylı olarak demir eksikliğiyle sonuçlanmaktadır. Sıkışık topraklar, uzun süreli sulama, aşırı yağışlar, yüksek taban suyu da demir alımını engelleyen unsurlardır. Toprakta fazla miktarda ağır metal olması da (örneğin mangan) demir eksikliğine neden olmaktadır. Demirin bitkilerdeki fizyolojik işlevi; bir çok enzim sisteminde prostetik gurup olarak görev yapan hem hemin maddelerinde yapı elementi olmasıyla ilgilidir.

Demir Noksanlığı: Demir eksikliği belirtileri öncelikle genç yapraklarda başlar ve yaprak damarları arsında sararma dikkat çeker. Görünümleri oldukça tipiktir. Kolayca tanınırlar. En ince damarlar dahi yeşil kalarak bu damarlar arasındaki renk tamamıyla sarıya döner. Şiddetli noksanlıkta damarlarda sararabilir. Bazen magnezyum noksanlığı ile karışır. Aradaki fark Mg noksanlığında sararma yaşlı yapraklarda görülür. Demirde ise genç ve tepe noktalardaki yapraklarda belirtilere rastlanır. Meyve ağaçlarında Fe noksanlığının bazı dallarda görülüp, bazılarında görülmemesi sık görülür. Yaprak analizleri demir noksanlığının tanınmasında yeterli değildir. Çünkü bazen klorozlu yaprağın demir içeriği sağlam olandan daha yüksek bile çıkabilmektedir. Bunun nedeni demirin bütün formlarının bitkiye yarayışlı olmamasından ileri gelir.


ÇİNKO
Yerkabuğunun ortalama çinko oranı 80 ppm civarında iken, toprakların çinko içeriği 10-300 ppm arasında değişmektedir. Toprakta çinko çözünürlüğü toprak pH’sı ile ters orantılıdır. Bitkiler çinkoyu suda çözünebilir formda ve aktif olarak alırlar. Çinko alımı ile bakır, demir, mangan ve kalsiyum alımı arasında rekabet mevcuttur. Bitki bünyesinde çinko Zn 2+ iyonları şeklinde veya organik asitlere bağlı olarak xylem dokularınca taşınır. Sınırlı da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma olmaktadır. Bitkilerde fosfor ile çinko arasında antagonistik bir etki vardır. Çinko bitki fizyolojisi açısından son derece önemli bir elementtir. Bitkilerde, enzimleri yapı elementi olarak ve aktive edilmesinde, protein sentezinde, karbonhidrat metabolizmasında ve IAA sentezinde görevlidir.

Çinko Noksanlığı: Meyve ağaçlarının Zn içeriği 15-200 ppm arasında değişmektedir. Çinko eksikliği çoğunlukla fosfor yönünden zengin, karbonhidrat içerikli nötr veya alkali topraklarda meydana gelir. Zn eksikliği kültür bitkilerinde daha ziyade kökleri etkiler ve yaşlı kök dokularının ölümüne sebep olur. Öte yandan çinko noksanlığında yaprak damarları arasında kloroz meydana gelir. Yaprak damarları yeşil kalırken, damarlar arası renk açık yeşil,sarı hatta beyaza döner.

MANGAN
Toprakların mangan içeriği 200-3000 ppm arasında değişmektedir. Toprak pH’sı ile mangan elverişliliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek pH’ lı topraklarda manganın alınabilirliği düşüktür. Bu sebeple kireçli topraklarda Mn eksikliği sık görülür.

Mangan Noksanlığı: Mangan noksanlığı belirtileri Mg noksanlığı belirtilerine benzer. Yapraklardaki damarlar arasında sarama görülür. Ancak Mg noksanlığı önce yaşlı yapraklarda olmasına karşılık Mn noksanlığı genç yapraklarda görülür. Mangan noksanlığında yapraklar arası kloroza ilave olarak yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur. Meyve ağaçlarında Mn eksikliği belirtileri rahatlıkla demir noksanlığı ile karışabilir. Yaprak analizleri doğru teşhis için önemli bir araçtır. 25-30 ppm’ den az Mn bulunursa mangan eksikliği muhtemeldir. 20 ppm’ den az olursa mangan noksanlığı vardır.


BAKIR
Yerkabuğunun Cu kapsamı 55 ppm dolayındadır. Bakır toprakta genellikle iki değerlikli bakır iyonu şeklinde bulunur ve elverişliliği organik maddelerle kompleks oluşturmasına bağlıdır. Bakır bitkilerce çok küçük miktarlarda alınır. Bitkiler bakırı Cu 2+ iyonu veya bakır kleyti şeklinde alırlar. Öte yandan bakır ile demir, mangan, çinko ve nikel gibi ağır metaller arasında rekabet söz konusudur. Bitkilerde taşınması % 99 oranında xylem özsuyunda olmakta ve floemde taşınma gerçekleşmemektedir. Bu taşınma transprasyon akımına bağlıdır. Bakır az da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınabilir.
Bakır bitki fizyolojisi açısından çok önemli bir elementtir.. Vitamin, karbonhidrat ve protein sentezi ile fotosentez ve solunum gibi çok sayıda komplike olayda görev alır.

Bakır Noksanlığı: Bitkilerin bakır kapasitesi vegetatif organlarda 4-20 ppm civarındadır. Eksiklik sınırı 4 ppm olarak kabul edilmektedir. Bakırın yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma kabiliyeti iyi olmadığından eksiklik belirtileri öncelikle genç yapraklarda görülmektedir. Grimsi yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma görülür. Gelişme zayıflar. Meyve ağaçlarında dalların uç kısımlarında kurumalar olur. Bazı hallerde uç kurumalarının görülmesinden önce normalden büyük yapraklar oluşur.

Bakır Fazlalığı: Bakır içerikli fungusitlerin meyve bahçelerinde ve bağlarda çokça uygulanması bakır toksitesi meydana getirebilmektedir. Bakır tositesinde de noksanlıkta olduğu gibi bitki gelişmesi geriler ve yapraklarda yanmalar görülür.


BOR
Bor toprakta borik asit yada borat anyonu şeklinde bulunur. Bitkilerce bor iyonize olmamış borik asit formunda alınmaktadır. Bitkide hareketi oldukça sınırlıdır ve bitkilerde xylem dokusunda transprasyon etkisi ile taşınır.

Bor Noksanlığı: Normal olarak bitkiler 25-100 ppm arasında bor içerirler. 20 ppm bitkilerde borun eksiklik sınırı olarak kabul edilmektedir. Bitkilerde bir çok hastalığın bor noksanlığından meydana geldiği bilinmektedir. Örneğin elmalarda mantarlaşmış çekirdek evi hastalığı bunlardan biridir. Armut ve elmalarda bor noksanlığında çiçekler soğuktan zarar görmüş gibi aniden solar ve siyah bir renk alır. Bu halleri ile dökülmeyip bir süre dalda kalırlar. Don zararı aynı görüntüyü oluşturmakla beraber dondan etkilenmiş çiçekler hemen dökülürler. Şiddetli noksanlıkta yaprak çıkışı gecikir, vegetatif büyüme noktaları ölür. Sürgünler kısa, yapraklar küçük ve bozuk şekilli olurlar. Ancak yapraklarda kloroz görülmez. Elma ve armut meyvelerinde büyük şekil bozuklukları ve içte ve dışta mantarlaşmalar görülür. Meyveler normalden küçüktür ve bazen çatlamalar olur. Bor noksanlığından ileri gelen dış mantarlaşmalar Ca eksikliğinden meydana gelen acı benek ile karıştırılmamalıdır. Acı benek ya dalda meyvenin olgunlaşmasına yakın, ya da daha çok hasat sonrasında depolama sırasında görülür.

Bor Fazlalığı: Borun eksikliği gibi fazlalığı da sakıncalıdır. Toprakta 5 ppm’ den fazla bor olması bor fazlalığına işaret eder. Bu sebeple bor gübrelemesi yapılırken dikkat edilmelidir. Bor toksitesinde yaprak uçları sararır ve nekrozlar oluşur. Belirtiler daha sonra yaprak kenarlarına ve orta damara yayılır. Yapraklar yanık bir görüntü alırlar ve erken dökülürler. Belirtiler yaşlı yapraklarda görülür.